Salı, Mayıs 13, 2008 ·
İslami düşünceye yönelmek, bunun haricinde düşünce ve insanlardan
uzaklaşmak, kalbi şirkten ve küfür düşüncelerin hepsinden temizleyerek
tertemiz kılmak, Allah'a yönelmek, huşu içinde Allah'a teslim olmak. Çünkü
İslami düşünce en yüce ve en üstün idealdir.
"Bu Allah'ın boyası'dır. Kimin boyası Allah'ın boyasından daha güzel
olabilir." (Kur'an 1/138)
"Şüphesiz ki, sizin için İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda güzel bir
örnek vardır. Bir zaman onlar kavmine şöyle demişti: Biz sizden ve Allah'tan
başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddediyoruz. Yalnız Allah'a iman
edinceye kadar bizimle sizin aranızda düşmanlık ve kin baş göstermiştir."
(Mümtehine 4)
Peygamberimiz diyor ki, "Kur'an kendisine sarılanı korur ve kendisine tabi
olanı kurtarır. Kim Kur'an'da hidayet yolunu ararsa Allah onu hidayete
kavuşturur. Kim de Kur'an'ın haricinde doğru yol ararsa Allah onu saptırır.
Allah O'nu (Kur'an'ı) terkeden her zalimin belini kırar." (Darimi)
Şunu bilmek gerekir ki, Kur'an'ın gösterdiği yolun dışındakiler ya şirk, ya
küfür ya da sapıklıktır. Allah Kur'an'da şirkin pislik, kafirlerin de necis
olduğunu bildiriyor. Arınmak için tek yol Kur'an'ın gösterdiği Allah'ın yolu
İslam'dır. Allah'a teslim olmak ve yaşamaktır.
Kuran'ın kazandırdığı karakterde sıkıntı, huzursuzluk, kaygı ve karmaşa
yoktur. Mutlaka güzel bir hayat, mutlaka dengeli bir ruh ve mutlaka güzel
tavırlar vardır. Allah bu karakteri yaşayan müminlere yaptıklarının en
güzeliyle karşılık vereceğini vaat etmiştir:
Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara kendi
fazlından artıracaktır. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır. (Nur
Suresi, 38)
Yorum (12) Yorum yaz!
Perşembe, Nisan 17, 2008 ·
Nasılsınız arkadaslar sızlere bısey demek ıstıyorum bı muddetliğine blogumla ilgilenemıyecegım aıleyı zıyerete gıdıyorum bu yuzden sızlerden bı surelıgıne ayrılıyorum gıtmeden sızlere ugrucam inşallah yollculuk bu gece Allaha emanet olun arkadaslar hakkınızı helal edin...
Yorum (28) Yorum yaz!
Salı, Nisan 15, 2008 ·
hayat ne güzel bugun hava kapalı basladım gune sankı hava karamsar kapalı oldugunda ruh halımde osekılde oluyo gıbı gelıyo yada bunu boyle hıssetmeyı kendım cekıyorum sanırım ama ogle sonrasın gunes sıcacık yuzunu gosterdı dısarıda sıcacık bı ruzgar hafıf hafıf esıyo içim açıldı sankı bıanda neşem yerine canlandım ılk yaptıgım pozıtıflıgımı sevdıgımle paylasmak ıstedım ve oana bı mesaj yolladım aslında aramak sesını duymak ıstedım ama işte oldugu için bunu yapamadım ama cok guzel bı mesaj yolladım sonra odama yoneldım ve oturdum bılgısayarın basına bılıyomusunuz ben pek boyle seyler yazamam ama nebılıyım bugun sadece bıan bunalrı yazmak gedı ıcımde oyle ıste hep içimi pozitıf tutmak ıstıyorum rabbım inşallah bu sekılde içimi huzurlu mutlu kılsın yanı hepimiizn içine sevgı mutluluk huzur serpıştırsın ıste boyle arkadaslar bı seyler yazmak ıstedıgım ıcın yazdım bunları öyle işte :) Allaha emanet olun arkadaslar butun gununuz hergunden daha guzel gecsın ....
Yorum (17) Yorum yaz!
Saturday, Nisan 12, 2008 ·
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış.........
Büyüğü Halil ...........
Küçüğü ise İbrahim.
Halil evli çocuklu,
İbrahim ise bekarmış.
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin.
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş... Bununla geçinip giderlermiş....
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar....
İş kalmış taşımaya..... Halil, bir teklif yapmış:
İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim.
Sen buğdayı bekle.
-Peki ağbi demiş İbrahim....
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye.....
O gidince, düşünmüş İbrahim:
-Ağbim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine.
Böyle demiş ve, Kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıkagelmiş.
-Haydi İbrahim...! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
Peki ağbi... !
İbrahim, kendi yiyeceğinden bir çuval doldurup düşer yola..
O gidince, Halil düşünür bu defa : Der ki:
-Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekar.
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
Böyle düşünerek, kendi payından atar onunkine birkaç kürek.....
Velhasıl biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle sürüp gider.... Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile....
Hak Teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki....
Günlerce taşır iki kardeş bitiremezler. Şaşarlar bu işe....
Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları.
Bugün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı: Halil İbrahim bereketidir.......
ALLAH HEPİNİZE HALİL İBRAHİM BEREKETİ VERSİN.
Yorum (15) Yorum yaz!
Saturday, Nisan 12, 2008 ·
|
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: 1- Öyle hayat sür ki, kimse senin yüzünden Cehenneme girmesin. 2- Yanına kim üzülerek gelirse, o kimse yanından, neşeyle gülerek çıksın. Nasıl ki, elektrik kabloyla, su boruyla nakledilirse, feyz ve nur da kalbden kalbe nakledilir. Bunların nakil vasıtası muhabbettir. Bu nurlar her yere yayılmaktadır. Bundan istifade etmenin iki şartı vardır: 1- İnanmak, 2- Sevmek. Bu sevgide, sevilenin sevdikleri sevilir, sevmedikleri sevilmez. Büyüklerin hayatını okumak, kalbden dünya sevgisini çıkarır, yerine Allah sevgisi ve Evliya sevgisi dolar, insanın ihlâsı artar. İnsanın, bir yolculuktan dönüşte kârı, yaptığı ibadetler, hayır ve hasenatlar, yani Allah için yaptıklarıdır. Gerisi hayal oldu! Dünya yolculuğunun neticesi de, buna benzer; kârı Cennettir. Zararından Allahü teâlâ korusun! Allah için mevki makam sahibi olmak, zengin olmak kıymetlidir. Bunlarla dinimize hizmet etmek, insanlara yardımcı olmak kolay olur. Allahü teâlânın kanunları vardır. Fizik kanunları, tabiat kanunları diye bilinenler, Onun yarattığı ve eşya içine gizledikleridir. İnsanlar bunları araştırırlar, keşfederler ve istifade ederler; ama Onun emir ve yasakları da vardır ki, bunları Kur’an-ı kerimde bildirmiştir. İnsanların huzurlu olmaları, ancak ona uymakla mümkündür. Bunlar, araştırmakla, ele geçmez. Bunun için İslam âlimleri, (Bütün güzellikler ve iyilikler İslamiyet’in içindedir, dışında hiç bir güzellik yoktur ve olamaz) buyuruyorlar. Umumi bela, Resulullah efendimizin bulunduğu yere gelmediği gibi, vârislerinin bulunduğu toplumlara da gelmez. Ahir zamanda İslam’ın iki şiarı kalır: 1- Erkeğin namazı, 2- Kadının örtüsü. Bu büyük zatları seven, imansız gitmez. Onların sevdikleri de, imansız gitmez. Tasavvuftan maksat, dünyanın fani, ahiretin baki olduğunu anlamaktır. Büyükler, maddi olsun, manevi olsun, verdiği şeyi geri almazlar. Bir yere gidildiği zaman, ilk olarak Allahü teâlânın evi olan camileri ziyaret etmek sünnettir. Allahü teala da, misafirine güzel ikram eder. Bir kul, iyiliği kırık kalble yaparsa, cenab-ı Hak indinde o amel makbul olur. Büyüklerin belki demeleri, muhakkak, kesin anlamındadır. Bir kimse, kendi başına, İslamiyet’in bütün emirlerini yapsa, kurtulma ihtimali vardır; fakat bir kimse, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir büyüğe tâbi olsa, onu sevse, kurtulmama ihtimali yoktur. |
Yorum (3) Yorum yaz!
Pazar, Nisan 6, 2008 ·
o kadar çoğaldı ki “bana ne!”lerimiz
o kadar birikti ki bahanelerimiz.
o kadar benimsedik ki “bana dokunmayan yılan”ları “bin yaşa”tmayı,
sokakları kuşatan çaresizliği görmezden gelir olduk
vicdanlarımızın sızısını kesiverdik
haksızlıkların fotoğrafını çekerken, haksızlığa uğrayanları kendi yalnızlıklarına terkettik.
hepimiz birimiz için olamadık; içimizden çıkıp hepimiz için olmak isteyen birilerini küçümsedik, ucuz kahramanlar listesine ekledik.
“böyle gelmiş böyle gider”leri ağrı kesici gibi yutup başkalarına ağlayan yanlarımızı uyuşturduk
rahatladık, çok rahatladık
yüreğimize batacak kıymıkları geçtiğimiz yollardan temizlettik
nefsimizin iştahını kesecek görüntülerin üstünü ustaca sıvadık
yuvalarımızın duvarlarında dışarı sızdırmadığımız sevgi gölcüklerimizden bir kaç damla olsun serpemedik yoksulların üstüne
göz yaşlarımızı tükettik, gönlümüzün yağmur yüklü bulutlarını kovduk
çocukları, çocuklarımızı, çocuk yanımızı senin gibi sevmedik, senin gibi sevindiremedik
içimizde sancıyla kıvranıp duran duygularımızı itip kaktık.
yüreğimizi yakıp duran varoluş kaygılarını ciddiye almadık.
derdimizi yok sayıp deva aramadık.
sahte çarelere kanıp çaresiz kaldık
oysa sen, oysa sen
kalbimize sahip çıktın onca kötülüğün içinde
‘’vicdanınızı tahriş edeni terk edin’’ dedin de,
‘’şüpheli olandan uzak durun’’ dediğinde de,
kalbimize güvendiğini sezemedik.
hoyratlıklarımızı vicdanımızın cetveline vurduğunu göremedik
Yorum (34) Yorum yaz!
Perşembe, Nisan 3, 2008 ·
İslâmın şefkat güneşi dünyayı aydınlatmadan önce kadınlar çok perişan haldeydiler. Başta Araplar olmak üzere, insanlık kız çocuklarını ve kadınlarını çok hor görürdü. Onları bir insan olarak kabul etmez, bir eşya gibi değer biçer, alıp satarlardı. Arapların yanında kadının hiçbir sosyal hakkı yoktu. Onları şefkat ve merhametten yoksun kıldıkları gibi, mal ve mirastan da uzak tutarlardı.
Peygamberimizin bütün insanlığı kuşatan şefkat ve merhameti kısa zamanda kadınlar üzerinde de görülmeye başladı. Onları insanların ayakları altında ezilmekten kurtararak o kadar yüceltti ki, "Cennet anaların ayakları altındadır" buyurarak, Cennete girmeyi annelerin rızalarıyla eş tuttu.
Kadınlara iyilik yapmanın, onlara şefkatli davranmanın, imanın bir alâmeti olduğunu beyan ederek bu meseleye büyük önem verdi.
"Kim Allah'a ve âhiret gününe iman etmişse, komşusuna eziyet etmesin. Kadınlara da iyiliği tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburganın en eğri tarafı da üst tarafıdır. Onu doğrultmak istersen kırarsın. Olduğu gibi bıraktığın takdirde de daima eğri kalır. Bunun için, kadınlara her zaman iyiliği tavsiye edin" mealindeki hadis-i şerifle Peygamberimiz, kadınların hem maddî yapılarını, hem de ruhsal durumlarını ifade ederek, onlara anlayışlı davranmayı, kusur ve eğriliklerine tahammül edip sabır gösterilmesini tavsiye etti.
Peygamberimiz bizlere bu tavsiyeyi yaparken, kendisi de söylediklerini en güzel şekilde uyguluyordu. Bir ihtiyaçları olur veya bir şey öğrenmek isterlerse mü'min kadınları reddetmez, ihtiyaçlarını karşılar, sorularına cevap verir, erkeklerle hiçbir ayırım gözetmezdi.
Peygamberimizin etrafında her zaman erkek Sahabîler toplanıyor, sohbetinde bulunuyorlardı. Fakat mü'min kadınlar bu nimetten mahrumdular. İçlerinden bir temsilci seçtiler, Peygamberimize gönderdiler ve bir gününü de kendilerine ayırmasını istediler.
Peygamberimiz bu teklifi kabul etti ve hanımların dileklerini yerine getirerek, bir gününü de onlarla sohbet için ayırdı.
Peygamberimiz özellikle yaşlı kadınların kalplerini kırmaz, hatıralarını hoş tutardı. Davet ettikleri zaman reddetmezdi.
Bir seferinde Hz. Enes'in büyükannesi Peygamberimizi yemeğe davet etti. Peygamberimiz de daveti kabul ederek evlerine gitti. Kadıncağızı sevindirmek için de ona namaz kıldırmak istedi. Kendisi imamlığa geçti, Hz. Enes, büyükannesi ve kölelerinin meydana getirdiği bir cemaate iki rekât namaz kıldırdı.
Yola çıkıldığında kafilede kadınlar varsa Peygamberimiz onların rahat etmesi için her türlü tedbiri alırdı.
Bir sefer esnasında Enceşe adında Habeşistanlı güzel sesli bir köle, vezinli ve kafiyeli şiirleri makamla söylüyordu. Böylece develer daha hızlı yürüyordu. Develerin hızlı bir şekilde yürümesi üzerine kadınların rahatsız olduğunu fark eden Peygamber Efendimiz Enceşe'yi ikaz etti:
"Ey Enceşe, cam şişelerin hayvanlarını yavaş sür!"
Kadınlar zayıf ve nazik oldukları için Peygamberimiz onları cama benzetmişti. Onların incinmesine, acı duymalarına gönlü razı olmuyordu.
Peygamberimiz kendi hanımlarına da çok nazik davranır, hiçbir şekilde kalplerini kırmazdı. Başta Hz. Âişe validemiz olmak üzere bütün hanımları, Peygamberimizin evde çok sakin, halim ve mütevazı olduğunu söyleyerek, onu her yönüyle mükemmel bir aile reisi, merhametli bir koca, şefkatli bir baba olarak anlatırlar.
"Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olandır. Ben kadınlara iyi davranma bakımından sizin en hayırlınızım" buyuran Peygamberimiz, kadınlara anlayışlı davranmayı tavsiye etmektedir.
Peygamberimiz ev işlerinde de hanımlarına yardımda bulunurdu. Koyunları sağması, ev süpürmesi, elbisesini ve ayakkabılarım tamir etmesi, deveyi yemlemesi, çocuklarla ilgilenip ihtiyaçlarını görmesi, hep onun bu merhamet ve şefkatinin neticesi değil midir?
Yorum (18) Yorum yaz!
Perşembe, Nisan 3, 2008 ·
Buradan çıkış yok
F.Bahçe'nin Kadıköy'deki egemenliği yine bozulmadı. Sarı-lacivertli takım 2005-06 sezonundaki 4-0'lık Milan mağlubiyetinden sonra üst üste 12. Avrupa maçında da yenilgi görmedi. Ayrıca, bu sezon ön elemede ve Şampiyonlar Ligi'nde Kadıköy'e gelen tüm takımlar gibi Chelsea de yenilgiden kurtulamadı.
Şükrü Saracoğlu'nda bu sezon Anderlecht'i 1-0, Inter'i 1-0, PSV'yi 2- 0, CSKA'yı 3-1, Sevilla'yı da 3-2'lik skorlarla deviren Kanarya, Chelsea'yi de geçti. Ve o meşhur tezahüratı Avrupa da ezberledi:
"Burası Kadıköy buradan çıkış yok."
Yorum (1) Yorum yaz!
Saturday, Mart 8, 2008 ·
|
Kadınlar Günü Video |
|
|
Yorum (15) Yorum yaz!
Çarşamba, Mart 5, 2008 ·
Yorum (10) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »


